| Ayşe's profileAishe || ehsiAPhotosBlogLists | Help |
|
|
Aishe || ehsiASave me from the nothing I've become 10/31/2007 ...**Biz önce birşeyler düşünürüz.
Sonra düşüncelerimiz davranışlarımızı etkiler. Davranışlar zamanla alışkanlığa dönüşür.
Alışkanlıklarımız da karakterimizi belirler. Karakterimiz ise kaderin akışını belirleyen en önemli nedendir.
Sonuç olarak nasıl düşünüyorsak ve ne istiyorsak yüce yaratıcımızda kaderimizi bu şekilde biçimlendirecektir.
Öyle ise büyük bir sonuç almak istiyorsak daima büyük düşünmeliyiz.
Kader herkese istediği kadar verir.
İnsanlar kaderin sahibindendaha çok şey isteyeceklerinin farkında değiller.
Çünkü ''Dua edin cevap vereyim'' diyen O.
Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar.
- Virgil -
Harikulade şeyler ancak, içlerindeki bir şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır.
- Barton -
*Nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir.
- Starr Jordan -
Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebildiği kadar başarılı olur. Yüzde 100 inandığın sürece herşeyi yapabilirsin.
- Arnold Schwarzenegge -
*Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız aklınız bunun neden imkansız olduğuna ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyin yapabileceğinize inandığınızda gerçekten inandığınızda aklınız onu yapmak üzere çözüm bulmanıza yardım etmek için çalışmaya başlar.
- Dr. David S.Schward -
*İyi bir ağaç kolay yetişmez; rüzgâr ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlarda o kadar sağlam olur.
- J. Willard Marriot - *Kuvvetli insan, kendi kendini yenen insandır.
- Hz. Muhammed - **Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.
- Necip Fazıl Kısakürek - *Biz hala bu yüzyılda ve uygarlık çağında, demircinin çekici altında dövülerek şekil alan bir demir parçası gibiyiz. Bize şekil verecek çekicin darbeleri ise hayatın dayattığı zorluklardır.
- Anonim - *İnanmak şu şekilde çalışır. İnanmak, "Kesinlikle-Yapabileceğimden-Eminim" tavrı, yapmak için gerekli olan güç, beceri ve enerjiyi üretir. "Bunu yapabilirim" e inandığınızda "bu nasıl yapılır" gelişmeye başlar.
- Anonim - **Antrenmanların her dakikasından nefret ediyordum. Fakat kendi kendime "vazgeçme" dedim. Şimdi sıkıntı çek ve hayatının geri kalanını bir şampiyon olarak yaşa.
- Muhammed Ali - *Uçurtmalar rüzgâr kuvvetiyle değil, o kuvvete karşı uçtukları için yükselirler.
- W. Churchill - Dünyanın gördüğü en büyük başarı, önce bir hayaldi.
En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi. - Allen - Eğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz.
Bernard Shaw İnsanların odaklandığı şeyler onların yaşam biçimlerini belirler.
- Anonim - Umut insanlara dağları deldiren kocaman bir matkaptır. - Anonim - İnsan yaşadıkça anlıyor ki, kendi kayığını kendin çekemezsen bir yerlere gidemiyorsun.
- Katherine Hepburn - Yapmakta ısrar ettiğimiz şey giderek kolaylaşır: İşin doğası değiştiğinden değil, bizim yapma yeteneğimiz geliştiğinden.
- Ralph Waldo Emerson - İnsan inandığına denktir. Yapabileceğini düşündüğü kadardır.
- Mümin Sekman - Tüm gerçekler üç aşamadan oluşur. Önce alay edilir. Sonra şiddetle karşı çıkılır. Son olarak da "zaten belli olan bir şey" denir ve kabul edilir.
- Artur Schopenhauer - Doktorlar bana hiçbir zaman yürüyemeyeceğimi söylerken, annem yürüyeceğimi söylüyordu. Ben, anneme inanmayı seçtim.
- W.Rudolph -
(Olimpiyatlarda üç adet altın madalya kazanan ilk Amerikalı kadın atlet) Amacı ve ona ulaşmak için çabası olmaksızın hiçbir insan yaşayamaz.
- Feodor Dostoyevsky - 10/11/2007 İstanbul..İSTANBUL..
Evin içinde bir oda, odada İstanbul Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İSTANBUL..
Ümit Yaşar OĞUZCAN
8/23/2007 Unutma kiUnutma ki Sen uykusuzluk nedir bilir misin
6/20/2007 DeğilDeğil Bilmem ki nasıl anlatsam; Dayanılır şey değil Orhan Veli Kanık
10/15/2006 Yaşamak Şakaya Gelmez..Yaşamaya Dair Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın birNazım Hikmet Ran'dan yaşamayı sorgulayan farklı bir eser.Söylemediklerimi İşitin LütfenBana aldanmayın!
|
||||||||
Kaç farklı hayatı birarada yaşadığınızın farkında mısınız?
İstemeden yaptıklarınız isteyip yapamadıklarınız, gündüz yapıp gece pişman olduklarınızla nasıl çaresizce başka başka dünyalara doğru kanat çırpmaya çabaladığınızı farkediyor musunuz?
Bir dost nikahının ortasında birden bastıran hüznün, bir büyüğün cenazesinde karşılaştığınız eski bir sevgiliyle çıkagelen coşkunun, sizi nasıl kopya kopya çoğalttığını ve tek bir sizden ne çok sizler yarattığını biliyor musunuz?
Sınırlı bir hayatı çabucak tüketmek için dörtnala koşturup dururken, bir an olsun, durup, geride kaç farklı ayak izi bıraktığımıza dikkat ediyor musunuz?
Halen sinemalarda gösterilen "Multipli city" (Dördümüze Bir Eş) işte bu sorulara yanıt arıyor. Filmin kahramanı (Michael Kreaton) çağdaş bir hastalığın kurbanı; işinden başını kaldıramayan, oradan oraya koşturmaktan ne evine, ne sevdiklerine zaman ayıramayan ve sonunda hiçbirşeyi doyasıya yasayamadan bitkin düşen bir "işkolik"...
Bu çıkmaz sokakta debelenip dururken insanların benzerim üretmeyi başarmış bir genetik araştırmacıyla tanışıyor ve kendisinden bir kopya çıkarttırıyor. Böylece işine aslını, evine kopyasını göndererek durumu idare ediyor. Ancak zamanla bu da yetmez oluyor. Kopyalar önce üçe, sonra dörde çıkıyor. Sonunda aynı adamdan, çılgın, serseri, evcil, işkolik kopyalar türüyor.
Yönetmen Harold Ramis, güncel bir sûrunu sinema teknolojisinin de yardımıyla ve mizahi bir dille perdeye taşırken, çağdaş İnsanın iç dünyasındaki kimlik krizini ve karmaşayı da olanca çıplaklığıyla sergiliyor.
Senaryoya bakınca sormadan edemiyorsunuz:
Sahi kaç kopyayız biz?
Aynı beden içinde kaç farklı ruh halini aynı anda yaşayıp, kaç farklı kişiliğe bürünebiliyoruz?
Bu kişiliklerin hangisi biziz, hangisi fotokopimiz?
James Bond filmlerindeki kibar, yakışıklı ve aynı zamanda da güçlü İngiliz salon erkeklerini hayran hayran izleyen kadın mı size daha yakın, yoksa motorsikletli bir James Dean serseriliğine tutulup maceralar özleyen mi?
Ne zaman Maryl Streep'in çehresindeki duruluğun ve gizemin büyüsüne kapılıp dingin hayatlar hayal ettiğinizi, ne zaman herşeye boşverip Madonna'nın isyana ve günaha çağıran sesine koştuğunuzu kendinize itiraf edebilir misiniz?
Huzurlu bir dağ başında sadece ırmak şırıltısı ve kuş sesleriyle sakin bir hayatı düşleyen bıkkınlar mısınız, yoksa deniz kenarında bile televizyonlarım ve cep telefonlarını elinden bırakamayan gönüllü kent mahkumları mı? Ya aynı anda ikisine birden özenmenizi nasıl açıklayacaksınız..?
Hangi kopyanız "Kaçıp gidelim uzaklara diyor, siz sıkı sıkıya bu topraklara bağlı dururken...
Üfürükçülük adı altında bastırılmış içgüdülerinden cinsel fantaziler üreten din adamlarını, ölümcül hırslarını sahte bir gülücükle maskeleyen siyaset ikonalarını, maçlarda birer küfür mitralyözüne dönüşen kibar işadamlarını görünce sistemin ne çok kopya ürettiğine şaşıyor musunuz?
Kinler, sevgiler, öfkeler, kahkahalar ve gözyaşlarıyla örülmüş, çok kopyalı bir hayatı nasıl kendinize bile söylemeye cesaret edemediğiniz bir tür iki (üç-dört..?) yüzlülükle yaşayıp gittiğinizi farkediyor musunuz?
Her akşam haberlerin karşısında genç mezarların ardından gözyaşı dökerken, sonra nasıl birden unutup kendi bencil dünyanıza çekilebiliyorsunuz?
Resmi bir toplantının ortasında, aklınızdan masanın üzerindeki kalın raporun sayfalarından oyuncak uçaklar yapıp, tek tek aşağı atmak geçerken hala büyük bir ciddiyetle kös kös oturuyor olmanızı gülümseyerek mi hatırlıyorsunuz, üzülerek mi..?
Aklınızdan geçeni yapamamanın, ruhunuz kopya kopya çoğalırken asıl hayatı tek kopya olarak tüketiyor olmanın bedelini biliyor musunuz?
Kopyalarınızı, orjinal kimliğinizle konuşturuyor musunuz hiç...?
İçinizdeki canavar, ruhunuzdaki melekle hesaplaşıyor mu?
Hangisinin ne zaman, nasıl ortaya çıkacağını denetleyebiliyor musunuz?
Siz kopya sandıklarınızın bir bileşkesi misiniz, yoksa kopyalarınız da aslınıza mı benziyor?
Bilmeden her kopyada aslınızı yeniden mi üretiyorsunuz?
Göçüp giderken ardınızda kaç asıl, kaç suret bırakacaksınız?
Kaçının hatırlanmasını isteyecek, kaçından utanacaksınız?
Sahi, kaç kopyasınız siz...?
Hangisi sizsiniz, hangisi fotokopiniz...?
|
|